Lütfen bekleyin..


Îbrahîm ÊLIHÎ

GÜVENİLİR OLMAK!

17 Kasım 2020, 22:30 - Okunma: 1204

Olgunlaştıkça, bilgi ve ilişkilerimiz arttıkça; kişi ve cemiyetlerin kalıcı ve uzun süreli başarıya ulaşmaları için en önemli faktör güven olduğunu fark etmişizdir mutlaka. Fert ve cemiyetler ne kadar güvenilir olurlarsa başarıya ulaşma potansiyelleri de o kadar artmaktedır. Güven ve başarı aynı orantılıdır. Sadece bir işte değil, çabaladığıkları  her konuda bu temel bir esastır. Önemli olan inandıkları değerlerle topluma güvenilirliklerini kabul ettirebilmeleridir. Onun için “Emanet” sıfatı bir peygamberde bulunan en önemli ve olmazsa olmaz özelliklerden biridir. Bu sıfatlarıyla “güvenilir” ve “emin olmak” kavramları temsil edilmektedirler. Bu bağlamda, bütün peygamberler güvenilir kimselerdendirler. Onlar Allah tarafından tebliğ edilen emirleri insanlara doğru ve eksiksiz bir şekilde aktarmışlardır.

Güven, hayata anlam katan en önemli ahlaki özelliktir. Emanete riayet etmek, güvenilir insan olmak; ancak doğru ve âdil bir insanın sergilediği tabiî sonuçtur. İslâm dini; koymuş olduğu ahlâk ilkeleriyle müslüman insanın her konuda güvenilebilen insan olmasını sağlamak ister. Hz. Peygamber (s.a.s.), müslüman insanı tarif ederker; "Müslüman, insanların elinden ve dilinden güvende oldukları kimsedir" (1) şeklinde tanımlamıştır. Çünkü güvenmek; bir şeye inanmak, ondan emin olmak ve bunu eyleme dönüştürmektir. Diğer bir ifadeyle, güvenmek sadece inanmakla kalmayıp, inandığını açıkça ifade etmek ve buna göre davranmaktır. Güven duygusu kolay kazanılmaz ve eyleme dönüşmesi de çoğu kez uzun zaman alır.

Kişi/kurum; muhatabında önce sevilebilirlik, sonra inanılırlık, daha sonra itimat ve en sonunda güvenilirlik oluşturabilmelidir. Bir davetçinin sosyal hayatta yaşadığı çevresiyle güvene dayalı ilişkiler kurması ve kendisini güven konusunda güvenilirliğine halel getirmemesi başarısının temel ilkesi ve anahtarı olmalıdır. Bütün çabası bu yönde olmalıdır. Çünkü müşrikler, bile isteye Resulullah (Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun)’a her konuda iftira atmaya yeltendiler ancak günvenilirliği konusunda dil uzatamadılar çünkü kendileri yine bile isteye Resulullah (Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun)’a “El-Emin” yani “Güvenilir” sıfatını vermişlerdi. Güvenmek, yalnızca inanılan değerler değil aynı zamanda inancın pratize olmuş halidir. Pratikte kişi, çevresine ne kadar güven verebiliyorsa inancına da o kadar bağlı ve samimidir. İnandığı değerleri tam olarak içselleştirmemiş bir birey bir ahlaki değer olan güveni pratiğinde sergilerken pek çok kere sendeler. Etrafındaki insanlara net bir tablo çizemez. Bu şekilde olan bir davetçi davasını başkalarına aktarabilir mi.? Asla. Başkalarına güven vermek ve başkalarının güvenini kazanmak ancak içselleştirilen inanç ve dava prensiplerini pratize etmede büyük bir emek ve zaman harcamakla oluşur.

Kişi öncelikle kendisine güvenmelidir. Kendisine güveni olmayan birey, başkasına da güvenemez. Dolayısıyla başkasına güvenmeyen kişinin başkalarına güven vermek gibi bir derdi de olamaz. Neticede de bu kişinin güvenilir olmak gibi bir derdi ve endişesi bulunmaycaktır. Bu şekilde olan bir birey, iletişiminde zayıf kalır. Hatta çevresindekilerle iletişimini koparır. Kendisini yalnızlığa, içe kapanmaya ve acizliğe sürükler. Güven ise tam bunun tersi bir sinerji oluşturur kişide. Kişiye iletişiminde güç ve karşılaştığı sorunları kolay çözüp engelleri aşabilecek bir enerji verir. Çünkü bu engeller karşısında kişinin tek başına olmadığını ve omuz omuza vereceği dostları bulunduğu bilincini verir. Birlikte hareket eden bireylerin güvenden kaynaklanan bu enerjileri de hata ve zararlarından kaynaklanan  kayıplarını minimize eder. Bunun neticesinde de faziletli bir cemiyet, halka hakkı pratize etmede önder bir cemaat, adatleti ayakta tutup öncelleyen ve herkese (inanan- inanmayan) ümit veren ve urvetul vusqa olacak bir cemaate dönüşürler.

Bir davetçi etrafında güven ortamı oluşturmanın savaşımını vermelidir. Bunu yaparken çevresindeki insanlara şüpheci, eleştirici, suçlayıcı ve şikemperver bir ahlaki zaafiyet içinde bulunmamalıdır. Varsa önyargılarından kurtulmalıdır. Aksi takdirde kendisini kısıtlayan ve olumsuz bir tutum içinde olmasına zemin hazırlayan bu zaafiyetlerle bir çalışma yapamaz. Bu ahlaki zaafiyetlerden bir an önce kurtulmanın yollarını aramalıdır. Düşüncelerini bu yönde yoğunlaştırmalıdır. Kendisi de söylediğini yapan, yaptığını söyleyen, adil ve tutarlı bir kişi olmalıdır ki söyledikleri para etsin. Bu şekilde hareket ederse güvenilirlik sıfatını kazanır. Bu sıfatı kazandığında da herkes tarafından takdir edilip kabul görecektir. Kabul gördüğünde de çalışmaları meyve verecektir. Güven duygusu¸ toplumun her kesimine ve her alanında gösterilmesi gereken bir ahlaki meziyettir. Anne babanın çocuğuna¸ çocuğun anne babasına; eşlerin birbirine; âmirin memura¸ memurun âmire; işçinin işverene; işverenin işçiye; satıcının müşteriye; müşterinin satıcıya güven verdiği ve güven duyduğu bir toplum sağlıklı bir yapıya kavuşmuş olurlar. Faziletli bir toplum olurlar.

Davetçi, bulunduğu ortamlara ve arkadaşlık ettiği insanlara da dikkat etmelidir. Davatçi güvenilir olmak için mücadele ederken bir mesafe katettiğinde beraberlik ve arkadaşlık ettiği kişiler eğer toplum içinde güvenilir kişilerden değillerse bu davetçinin güvenilirliğine de halel getirecektir. Bunun için davetçinin/cemiyetin bulunduğu ortamlar ve beraberlik ettiği kişiler de güvenilir olmalıdırlar. Resulullah (Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun) bir hadis-i  şeriflerinde; "Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin.” (2) Şeklinde buyurmuşlardır. Kişinin/cemiyetin kendisini güvenilir olarak takdim etmesi yeterli değildir. Önemli olan başka insanların onu güvenilir olarak kabul etmeleridir.

Güvenilir olmak sadece fertleri ilgilendiren bir ahlaki durum değildir. Güvenilirlik, kişi bazında önemli ve gerekli olduğu kadar kurumlar için de elzem olan bir değerdir. Kurumların sadece sözlerle kendini güvenilir diye takdim etmesi yetmez bunun pratikte de gösterilmesi ve topluma kabul ettirmesi gerekir. Güven çok zor ve zahmetli badireler atlatıldıktan ve uzun bir zaman sonra elde edilebilen bir değerken ne yazık ki çok kolay bir şekilde birey/kurum güvenilirliğini yitirebilmektedir. Tabiri caizse kaplumbağa sırtında ve karınca misali büyük çabalarla elde edilen güvenilirlik, yıldırım hızıyla kaybedilebilmektedir. Yaşadığımız toplumun vicdanı kendi vicdanımız kılıp kendi kendimize; “Fert/kurum olarak insanlar neden bana güven duysun?” şeklinde sorduğumuz soruya kendimizi ikna edecek bir cevabımız varsa etrafımızdakileri de ikna edebiliriz demektir. Unutulmamalıdırki her şey evvela nefsimizde, bizzat kendimizde başlar. “İçsel yolculuğumuzda” yani “murakabe”mizde nefsimiz, aklımız ve vicdanımız bize yalan söylemez. Ancak biz kendimize göre bunları şekillendiririz. Nefis hamurumuzu şekillendirirken kendimizi kandırmayalım. Wesselam.

Dipnotlar:

1- Müslim, 1. Kitabu'l-İman, Bab: 14, H.No: 41

2- Ebu Davud, Edeb, 19, Tirmizi, Zühd, 45

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

RSS
© 2020 - Batman Basın
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=