Lütfen bekleyin..


Îbrahîm ÊLIHÎ

İSLAMİZASYONDAN NE ANLIYORUZ? -1-

09 Ağustos 2020, 17:54 - Okunma: 5227

Şehid Rehber (Rh.a) bir yazısında; Siyerin daha iyi anlaşılması için hadis usulünün incelenmesi gerektiğini belirterek siyerde; “İslamizasyonluğun tedriciliği, gelişmenin büyümenin yer edinmenin orantılı olarak toplum ve ferdi kemale götürmesi” konusunun da incelenip araştırılması gereken önemli  konulardan biri olduğunu belirmiştir.

Bu minvalde İslamizasyon, “İslamlaşma” mıdır yoksa “İslamileştirme” midir konusunda Müslüman fikir adamları arasında bir ihtilaf söz konusudur. Ancak Kuran-ı Kerim’in nazil olma şekli ve Resulullah’ın insanları İslam’a davet ederken takip ettiği metod tedriciydi. Yani İslamileştirme şeklindeydi.

İslam'ın kişisel hayatın dışında sosyal ve politik alanlarda da yol gösterici kılınabilmesi ve hedeflenen amaca ulaşabilmesi için takip edilmesi gereken yöntemlerden biri de; “Tedriciliktir” yani peyder peyliktir.

Tedricilik; Sünnetullah gereği biz insanların içinde yaşadığımız bu fani hayata başlama süreciyle birlikte başlar ta ebedi hayata ulaşıncaya kadar da devam eder. Her evre derece derece, yavaş yavaş ilerler. Allah Azze ve Celle canlıların yaratılışını ve gelişimini derece derece yani tedrici olarak yarattığı gibi kâinatı ve kâinat olaylarını da tedrici olarak yaratmıştır. Ve yine aynı şekilde insanlara bir kolaylık olsun diye dini emirleri de derece derece, alıştıra alıştıra emretmiştir. İnsanları birdenbire ağır sorumluluklar altına sokmamıştır. Namaz ve oruç gibi farzların emredilmesinde, içki ve faizin haram kılınmasında ve nehyedilmesinde tedricilik metoduna başvurularak sahabeler eğitimden geçirilmişlerdir. Böylece tümevarım metoduyla alıştıra alıştıra bu emir/nehiylere bir ülfet kazandırıldıktan sonra kesin olarak emir/nehiyler yapılmıştır.

 Hz. Aişe (R.ah) validemiz Kuran–ı Kerim’in nüzulündeki tedricilikten bahsederken; “İlk nazil olan sure mufassal surelerden biri idi. Bunda cennet ve cehennemden bahsediliyordu. Helal ve harama dair hükümler ise ancak insanlar İslam’a tam olarak ısındıktan sonra nazil olmaya başladı -Buhari, Fedailu’l Kur’an- şeklinde belirterek Kuran-ı Kerim’in de tedrici bir metotla ve öncelikli gereksinimlere göre nazil olduğunu belirtmiştir.

 Davetçiler için tedriciliğin önemi kavranması açısından Peygamber Efendimiz (selat ve selam üzerine olsun), Muaz b. Cebel (R.a)’yu Yemen’e gönderirken yaptığı tavsiyeleri de davetteki tedriciliği göstermesi bakımından önemlidir: “Muhakkak ki sen ehl-i kitap olan bir topluma gidiyorsun. Onları, Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Resulü olduğuma şehadet etmeye davet et, şayet buna itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine bir gündüz ve gecede beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Bunu kabul edip itaat ederlerse, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilmek üzere kendilerine zekâtın farz kılındığını haber ver. Buna da itaat ettikleri takdirde mallarının en kıymetlilerini almaktan sakın! Mazlumun bedduasını almaktan çekin, çünkü onun bedduası ile Allah arasında perde yoktur” -Muttefikunaleyh- şeklinde buyurarak ashaba İslami davette aşama aşama hareket edilmesini öğretmiştir. Aynı şekilde Resulullah da (selat ve selam üzerine olsun) insanları tevhide davet etmede tedriciliği uygulamıştır. İman edenleri orantılı bir şekilde kemale erişmelerini sağlamıştır.   Bunun için İslam’a Davet, “merhaleler” şeklinde şekil almıştır ve böylece aşama aşama yirmi üç yılda neticelenmiştir.

İslam’a Davet metodu da tıpkı insanın kemale erişmesinde geçirdiği evrelere ihtiyaç duymaktadır. Her insanın nasıl ki çocukluk, gençlik ve olgunluk dönemleri vardır ve bu dönemlerin her birinde bünyenin kaldırabileceği yük ve sorumlulukları farklı farklıysa aynı şekilde davette de “şahsiyet şekillenmesinde” yapılacak gereksiz ve yersiz yüklemeler kişiyi hormonal bozukluğa sürükleyecektir. Hormonal bozukluk yaşayan bir birey nasıl ki hep sıkıntılıysa aynı şekilde düzenli bir gelişim gösterememiş bir hareketin fertleri de sağlıklı birer birey olamayacaklardır. Peygamber Efendimiz (selat ve selam üzerine olsun) ashabının gelişmesinde, büyümelerinde, yer edinmelerinde onları orantılı besleyerek kemale ulaştırması sonucunda bu fertlerden meydana getirilen toplum; mükemmel bir toplum olmuştur. Bu mükemmelliklerinden dolayı da yaşadıkları asra/döneme; “Asr-ı Saadet” denilmiştir. Peygamber Efendimiz (selat ve selam üzerine olsun)’un İslam’a Davet metodunu incelediğimizde de davetini tedricilikle yaptığını, davetinde hiçbir şekilde acele etmediğini, bir aşama olgunlaşmadan diğer aşamaya geçmediğini göreceğiz.

“Resulullah aleyhissalatu vesselam Mekke’de iken kötülüklerin ortadan kaldırılması kabilinden, Kâbe’nin etrafındaki putların tahrip edilmesini, yıkılmasını ve küfrün ve tağutun önderlerinin öldürülmesini emredemez miydi? Yoksa gücü buna yetmiyor muydu? Hayır, bunu emretmeye pekâlâ gücü yeterdi. Ancak O, davetin bu merhalesinde böylesi bir emir vermedi. Çünkü bu tür cüzi faaliyetler, putlara ibadet eden müşrikleri tahrik etmekten ve onlarda tepki doğurmaktan başka bir işe yaramayacaktı. Bununla birlikte de her yerde Müslümanları öldürmek için aramalarda bulunacaklar, yakalayacaklar ve gereğini infaz edeceklerdi. Neticede, henüz filiz halindeki hareketin yok edilmesine ve faaliyetlerinin uzun bir süre durdurulmasına sebep olacaktı. Müşrikler, sonra da yıkılan putların yerine daha iyisini, daha güzelini koyacaklardı. Hem de bir öncekinden daha fazla olarak. Ama Mekke’nin fethi günü, uygun zaman gelmişti. O gün putlar yerle bir edildi, yıkıldı ve yakıldı. Putlar, öyle yıkılmıştı ki, yerine bir daha yenisi dikilemedi.” -Tecrübeler Işığında İslam Daveti, Ahmet Münir, Dua Yay.-

Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam’ın her hareketi, her adımı bir sünnet olması hasebiyle bunlar Müslümanlar için sosyal, siyasal, hukuki ve ekonomik açıdan birer kaide ve kuraldırlar. Sünnet, Kur'an'ın yaşanarak gösterilen bir tefsiridir. Aynı zamanda İslâm'ın da pratize edilen eylemsel bir tatbikidir. Nitekim müminlerin annesi Aişe (r.ah.) fıkhı, basireti ve Rasûlüllah ile yaşamasıyla bu manayı anlamış ve Rasûlüllah'ın ahlakından soruldu­ğunda net ve beliğ bir ifade ile "O'nun ahlakı Kur'an'dı.” -Müslim, Müsâfirûn, 18; Ebü Dâvud, Salat, 316; Nesâî, Kıyamu'l-Leyl, 2; Müsned, Vl/544.- diye cevap vermiştir.

Yapılan davetin faydalı olabilmesi için her davetçinin bu metodu gözönünde bulundurmasının zorunluluğu gün geçtikçe kendini göstermektedir. İnşallah bu konuyu işlemeye devam edeceğiz.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

RSS
© 2023 - Batman Basın
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=