Lütfen bekleyin..


Fatih Oruç

Demokrat Eşkiyalar Yol Kesti

14 Mart 2017, 21:37 - Okunma: 2239

Engel üstüne engel.

Skandal üstüne skandal.

Küstahlık üstüne küstahlık.

 

Terör örgütlerinin üssü haline gelen Almanya ve Hollanda’nın Türkiye’ye ve bakanlarına karşı uygulamalarının özetidir.

 

Skandallar ve küstahlıklar Almanya’yla başlayıp kuyruğuna Avusturya’nınkatılmasıyla devam etti. Hollanda hükümetinin T.C. Bakanlarından birine uçuş izni vermemesi, bir diğerini de sınır dışı etmesi küstahlıklarıyla zirve yaptı.

Bütün bunlar, FETÖ, PKK ve DHKP-C terör örgütlerinin Almanyave Hollanda’nın Türkiye siyasetinde ne kadar etkin olduğunu göstermektedir. Avrupa’da Neo- Nazi ve aşırı sağın yükselmesinin de fotoğrafı.

 

Türkiye artık eski Türkiye değil.

Türk yetkililer sessiz kalır mı? Tepkiler anında geldi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Almanya’nın uygulamaları, geçmişteki Nazi uygulamalarından farklı değil.”

“Bunlar Nazi kalıntısı, bunlar faşist.”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Almanya’nın sistematik bir şekilde Türkiye karşıtlığı ve Almanya’da yaşayan vatandaşlarımıza özellikle sistematik bir şekilde yaptığı baskı kabul edilemez” dedi.

 

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Almanya'da katılacağı etkinliğin iptal edilmesiyle ilgili olarak,

“Irkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, antisemitizm, İslamofobi gibi Avrupa Birliği’nin üzerinde yükseldiği değerlerin düşmanı olan hastalıklar, demokrasinin düşmanı olan hastalıklar, hukuk devletinin düşmanı olan hastalıklar Almanya'da hızla yayılmaktadır.

Bize yapılan tam anlamı ile faşist bir uygulamadır. Almanya'nın geçmişteki hastalıkları depreşmiştir.”

Sahi Avrupa’nın geçmişindeki hastalıkları neydi? Batı medeniyeti neydi? Bunlar için insan hakları neydi?Tüm Batıyı bir tarafa bırakalım, yalnız Almanya ve Hollanda tarihinin derinliklerindeki, sömürü, insan hakkı ihlalleri, katliam, soykırım ve sömürü politikaları bile bize birçok şey söylüyor.

Almanların Afrika kıtasında bugünkü adıyla Namibya’da 1904-1907 yıllarında, yerliHerero ve Nama isimli halklara karşı girişilen soykırımlar çok vahşicedir.

Birleşmiş Milletler'in (BM) 1985'te yayımladığı Whitaker Raporu'nda Herero nüfusunun yüzde 80'i ve Nama nüfusunun da yüzde 50'si sürgünler ve toplama kamplarında yaşamını yitirdiğini söylüyor.

 

Yahudi Soykırımı Nazi Almanya’sı döneminde, işgal edilen sınırlar içerisinde bir buçuk milyonu çocuk olmak üzere yaklaşık altı milyon Yahudi’nin sistemli bir şekilde öldürüldükleri soykırım, dünya katliamlar ve soykırımlar tarihinde çok farklı bir yeri vardır.

2. Dünya Savaşı sırasında milyonlarca Yahudi'nin yanı sıra Romanları, Rusları ve Polonyalıları toplama kamplarında öldüren Almanya'nın soykırım ve katliam tarihine kapkara bir leke bıraktı.

Yahudileri ve Romanları gettolara hapsedip trenlerle ölüm kamplarına gönderdiler.  Yolculuk boyunca ölmeyenler,  ya ölene dek çalıştırıldı, ya tıbbi deneyler için kullanıldı, ya da gaz odalarında öldürüldü.

 

Hollanda’ya gelince; Srebrenitsa katliamı veya soykırımı, Sırpların katliamları başladığında Bosna’daki Birleşmiş Milletler Barış Gücü komutanı Hollanda’lı general Thom Karremans silahsız ve savunmasız bütün Müslümanları ve şehri Sırplara teslim etti.

Sırp vahşeti Temmuz 1995 tarihinde, demokrasinin merkezi Avrupa’nın göbeğinde, dünyanın en demokratik ülkeleri ve kuruluşları ve en demokrat liderlerinin gözleri önünde katliamlarına başladı.

Sırp askerleri, 5 gün süren katliamda en az 8372 masum insanı öldürdü. Cesetleri parçalayıp yaktıktan sonra gömdüler.

 

Sık sık bahsettikleri ve dillerinden düşürmedikleri, demokrasi, insan hakları ve özgürlük söylemleri, yayılmacı batının egemen güçlerinin sömürge politikalarına meşruluk kazandırmaktan başka bir amacı yoktur. İnsan hakları ihlallerinin en şiddetlisini yapan, katliamların en acımasızını sergileyen ve tabiat zenginliklerini talan eden batı dünyasının bunların üzerini, demokrasi, insan hakları ve özgürlük

örtüsüyle örttüğünü görürüz.

 

Demokrasinin ilk ortaya çıktığı, Antik Yunan toplumunda meclise yalnız köle sahibi özgür (efendi) erkekler katılırdı. Kölelerin, kadınların ve yabancıların meclise katılma hakları yoktu. Dolayısıyla hiçbir hak ve özgürlükleri de yoktu. Demokrasinin haklarından ve özgürlüklerden yalnız efendiler yararlanmakta idi.

Görüldüğü gibi, “Demokrasi cephesinde değişen yeni bir şey yok.”

 

Dünya barışının karşısındaki en büyük tehlike ve en büyük tehdit Avrupa ülkeleri ve ABD’dir.

 

Batılılar, sözlüklerinde düşünce, ifade, basın, seyahat özgürlüklerinin ve insan haklarının ne anlama geldiğini bir kez daha göstermiş oldular. Bilinen gerçekleri görmekte zorlananlara ve AB sevdalılarına böyle hatırlatmalar iyi oluyor.

 

AB ile ilişkiler yeniden gözden geçirilmeli. Gümrük birliği sonlandırılmalı. AB Bakanlığı kaldırılmalı.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
27 gün önce
420 gün önce
776 gün önce
840 gün önce
868 gün önce
889 gün önce
903 gün önce
945 gün önce
987 gün önce
1035 gün önce
1063 gün önce
1078 gün önce
1126 gün önce
1443 gün önce
1485 gün önce
1492 gün önce

RSS
© 2020 - Batman Basın
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=