Lütfen bekleyin..
İran-Irak Savaşı, 1980-1988 yılları arasında İran ve Irak arasında yaşanmış savaş. Yaklaşık bir milyon kişinin ölümüne, iki milyon kişinin yaralanmasına, 150 milyar Amerikan Doları maddi hasara, her iki ülkede de ağır yıkımlara yol açmıştır. Irak'ın zaferleri ile başlayan savaş, İran'ın direnmesiyle yıpratma savaşına dönüşmüş ve galibi olmadan sonuçlanmıştır.
1978'de Saddam Hüseyin Amerika’ya yakınlaşmış ve bu durum Saddam Hüseyin’in el üstünde tutulmasına yol açmıştı. İran’da kurulan yeni rejimin Amerika’ya karşı tavır takınması ve Ortadoğu ülkelerine devrimi ihraç etme ihtimalinden dolayı Saddam’ın yanında hem emperyalist güçler hem de Arap ülkeleri yer almıştı. Batılı güçler ve Arap dünyası Irak’a yüksek miktarda yardımda bulunmuştu. Irak'ın savaşa girmesi, ABD tarafından teşvik edilmiş, bununla çiçeği burnunda İslam Devrimi yok edilmek istenmişti.
Irak yapacağı bir savaşla İran’ı gafil avlayacağına inanıyordu. İran’da bir devrim yaşanmış ve taşlar daha yerine oturmamıştı. İç karışıklıklar ve yeni rejime karşı oldukça yoğun bir muhalefet vardı. Irak çıkaracağı bu savaşla İran rejimini yıkmayı, bu rejimin kendi ülkesindeki Şiileri etkilemesini engellemeyi, yıllardır süren Şattülarap su yolu üzerinde olan sınır anlaşmazlığını kendi lehine çözmeyi ve isteklerini kolayca kabul ettireceğine inanıyordu.
22 Eylül 1980 tarihinde Irak, ABD’yi arkasına alarak İran’a saldırmasıyla yaklaşık sekiz yıl sürecek 20. Yüzyılın en uzun ve kanlı savaşını başlatmış oldu. Humeyni bu savaşı başlatanın Amerika Birleşik Devletleri olduğunu ifade etti.
ABD, İran birliklerinin hareketleri ve muharebe düzenleri konusunda Irak'a istihbarat yardımında bulunmak suretiyle, bu savaşta etkin bir rol oynamıştır.
Körfezden batıya giden petrol nakliyatının aksamaması ve emniyet altında tutulması amacıyla Amerika Birleşik Devletleri ve bazı Batılı ülkelerin buraya gönderdikleri savaş gemileriyle bölge denetim altında tutuldu. Savaş sırasında petrol yüklü tankerlerin ve her iki ülkeye ait petrol tesislerinin roket ve füzelerle karşılıklı vurulması körfezde ciddi tehdit oluşturdu.
Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere 1986 Martında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Irak’ın İran’a karşı kitle imha silahları(kimyasal ve biyolojik silahlar) kullanmasını eleştiren kararlar almasını, karşı oy kullanarak engelledi.
1986 yılına gelindiğinde savaşta bütün dengeler İran lehindeydi. İran’ın savaşta başarılar elde etmeye başlaması sadece bölge ülkelerini değil batılı büyük devletleri de endişeye sevk etti. Bu endişenin sorucu olarak ABD’nin Irak’a daha çok yakınlaştığı ve Sovyetlerin de Irak’a yapmakta olduğu silah sevkiyatını hızlandırdığı gözlendi. İran-gate skandalı olarak bilinen, ABD’nin ikili oynadığı ve İran’a gizlice silah sevkiyatında bulunduğu 1986 Kasım’ında kamuoyuna yansıdı.
1988 yılına gelindiğinde Irak, bir yandan SSCB’den aldığı füzelerle İran şehirlerini bombalarken, bir yandan da Fransa ve İngiltere’den aldığı kimyasal silahları çocuk yaştaki gençlerin çoğunlukta olduğu İranlılara karşı kullandı. Ayrıca Halepçe’de 5000 sivilin ölümüne neden olan bir saldırı gerçekleştirdi. Bu olay tarihe "Halepçe Katliamı" olarak geçti.
ABD bir ara İran’la savaşın eşiğine kadar da geldi. ABD’nin Irak’a bilgi desteği veren Umman Körfezindeki donanması 1988 Temmuz ayı başında İran savaş gemileri ile karşılıklı ateşli çatışmaya girdi. Bu arada ABD, içinde 290 yolcu bulunan bir İran Airbus uçağını düşürdü. Olay ABD tarafından bir kaza olarak değerlendirildiyse de İran tarafından ABD’nin İran’la doğrudan savaşa girme ve İran’daki rejimi devirme girişimi olarak yorumlandı. Ancak İran bu haklı davranışında bile dünya kamuoyu nezdinde yeterli desteği bulamadığı için olayın daha fazla üzerine gidemedi.
Reagan Başkanlığındaki ABD yönetimi ise bu savaşta her iki tarafın da olabildiği kadar zayıflayarak çıkmasını arzuluyordu.
İran kendisine yönelen iç ve dış baskılar nedeniyle nihayetinde BM Güvenlik Konseyinin 598 sayılı kararını kabul etmek zorunda kaldı. İran, Irak’a değil, karşısında oluşan uluslararası kamuoyuna yenik düştü.